28 Nisan 2026 Salı

Yazı no 61: Kim bu pezevenkler

 fanatik olmasam da güzide bir fenerbahçeli olarak bu blogda 61 sayılı yazı olmaz diyebilirdim belki. gerek yok. 

5 Şubatta yukardaki cümleyi yazmış ve bırakmışım. En son Aralık'ta yazmıştım ve bu kadar süre yazısız kalmasın blog demiştim. Kaldı. arada aklıma geldi ama yine de kaldı. Böyledir zaten. Bazı şeyler bazen aklınıza gelir ve bir şey yapmazsınız. Orda kalır. İlginç bir şekilde aklınızda da kalır ve bir süre sonra tekrar niyet edersiniz ve yine yapmazsınız. Geleceğe Dönüşte fotoğraftaki anne babası kaybolmadan çözüm bulmaya çalışan marty gibi olur bu durumda insan. o görüntü tamamen yok olmadan bir şey yaparsan belki eskisinden de parlak bir fotoğrafa döner elinizdeki. yok olursa bambaşka bir evren, bambaşka bir gerçeklik. nihayet yazıyorum. blog silinmemeli. silikleşse bile devam etmeli. zira güzel. üç kişi okusa da hatta kimse okumasa bile güzel. o zaman devam.

başlıktaki pezevenklere dönelim. zaman zaman twitterda bilhassa kınanılan bir grup gördüğümde aklıma gelen cümle. ulan herkes kınıyor ama halimiz ortada. orda kınayan, kötüleyen, bir şey yazan kim varsa zaten kınanan şeyin muhtemelen bir parçası. herkes iyiyse kim bu pezevenkler? öğretmene saygı duymayanlar, otizmli çocuğu okuldan atanlar, kötü edebiyat metinleri basanlar, müzik ve sinemada kaliteyi düşürenler, saçma sapan dizileri izleyenler ve bir sürü diğer kınanan işleri yapanlar kim? Kim bu pezevenkler? şöyle amerikan reklam afişinde gösterdiği gibi sensin diyen bir görsel lazım. chatgpt yapar. parmağını sallayan karakter "O sensin ulan pezevenk. Sensin sen!" diyecek. o olacak.

bir şey diyeceğim şimdi, o olacak. ne mükemmel bir cümledir. bunu yabancı birine söylesen harry potter şakası yapıyorsun zannedebilir iyi ihtimalle. muhtemelen hiçbir şey anlamaz. mükemmel. bir yerli olmak mükemmel bir şey. yerli olmak. kök olmak. yoksa sıkıntı. havada sallanan yapraksın. rüzgar sert eserse daha ileri, yavaş eserse bir oraya bir buraya savrulan. bu da böyle. 

ilk cümleye geri dönüp biraz önce bahsetmeyi düşündüğüm şeyi de yazayım. eksik kalmasın. çok fena yenildik galatasaraya. bir kez lig maçı izledim onda da fatih hocamın dediği gibi bam bam bam. üzücü.  maç parasını halil ödese de üzücü. ücretsiz üzüntüler daha az olmayabiliyor bazen. maalesef. bam bam bam. insan yılda bir kez yaptığı şeylerde bilhassa üzülmemeli ya. üzücü oluyor. birkaç kez yaptıklarında telafisi oluyor ama bu hiç hoş olmadı sevgili fenerbahçe. tedescoyu yollasan ne yollamasan ne. vay arkadaş.

aralıktan bu yana yazmaya değer, anlatmaya değer neler oldu diye düşününce pek bir şey aklıma gelmedi. vahdettinle konuştuğumuzda "edebiyatçılar da cennete gider" başlıklı bir blog yazsı yazmayı düşündüğümü hatırlıyorum. karsa gidemeyip erzuruma gitmek yazılabilir. kayak tatili ve soğuk hava sevgisi, ne olacağını bilemediğin ıssızlık isteği yazılabilir. soğukta başımıza gelen aksaklıklar yazılabilir. geçip giden ramazan, ankara, antalya, koşu, maçlar, kara kalem, slovenya, zagreb yazılabilir. bunlarla ilgili ayrı yazılar yazmaya başlasam her birine birkaç paragraf çıkar herhalde ama sanırım yazmayacağım. kalsın böyle. 

unutmamak için günlük tutmak da bir seçenek ama günlük tutmak cesaret işi bence. sadece olayları yazmak ya da sosyal bazı olaylar hakkında görüş bildirmek değil. gerçek, en gerçek düşüncelerini sevgini de nefretini de, gücünü de zayıflığını ya da öfkeni de dolu dolu yazacağın bir günlükten bahsediyorum. arkadaşlar, psikologlar ve bazen de alakasız yabancılar bunun için var ama yazılı bir günlük? Bilemiyorum altan. daha sık blog yazayım ben.

fonda erhan güleryüz samsanın lisede söylediğini unuttuğu ama liseden kimsenin unutmadığı şiirini okuyor. bugünlerde böyleyim ben diyor, hüzünleniyoruz. aslında o günlerde öyle değildik. şimdi de değiliz ama bazen boş yere üzülmeyi ya da tripleri girmeyi seviyoruz. insanoğlu böyle. garip.

Share: