15 Ekim 2025 Çarşamba

Yazı No 52: Bir Öğretmen Olarak Tinky-Winky

Adem'le buluştuk. Te Sarıyer'den geldi Üsküdar'a. Buluşmak için uzun yollar gelen insanları sevmeliyiz. Öbür türlü uzatılan eli havada bırakmış gibi oluruz. Ve arada sırada uzun yollar gitmeliyiz. Elimizin havada kalıp kalmayacağını düşünmeden. Al sana twit atmalık birkaç cümle.

Okulda aldığı seçmeli derslerden birisini veren hocanın Teletabilerde seslendirme yaptığını söyledi. Hemen sordum Tinky-Winky mi? Aslında hiç teletabiler izlemedim, herkes kadar biliyorum görünüşlerini ve isimlerini. Neden Dipsy, Po ya da Lala demediğim hakkında hiçbir fikrim yok. Kader beni Tinky-Winky'ye itti sanırım. Yok değil demesine aldırmadan hocanın tinky-winky olduğu konusunda ısrar ettim. Bir üniversite amfisinde giriş cümlelerini söyleyen tok sesli bir hoca hayal etmenin bir numarası yoktu. Ve hayalimin gerçekle parçalanmasına izin vermek istemiyordum. O yüzden amfide bir teletabi düşünerek güldüm. Şu anda yazarken çeşitli üniversite hocalarını teletabi kostümünde düşünüyorum ve gerçekten komik geliyor. Ama isim zikretmemeliyim. Ayıp olur. 

Biz hocaya Tinky-Winky demeye devam edelim. Sadece özgeçmişine baktığımızda karizmatik, bilgili bir hoca olsun. Ama işte bütün kıyafetleri kirlide olduğu için ya da yurtdışından dönüşte pegasus valizini kaybettiği için mecburen bir zamanlar bir şekilde almış bulunduğu teletabi kıyafetini giymek zorunda olsun. Çünkü dekan ona takmış vaziyette, disiplin soruşturmalarına yenilerini eklemek için her an fırsat kolluyor. Dersin başlamasına yirmi dakika kalmış uyandığında. Yetişmek için bunu yapması gerekiyor.  

Amfiye giriyor ve çocuklar önce kahkaha atıyorlar. Gerçek tinky-winky zannediyorlar. Sonra hoca olduğunu anlayınca çoğu susuyor. Çünkü hoca karizmatik. Bir havası var. Mutlaka bir mesaj vermek istiyor olmalı. Utancından yerin dibine girmek üzere olan hoca akıllı, bir anda fark ediyor bu durumu. Hemen başlıyor. Gülebilirsiniz çocuklar. Çocuklar gülmeyi de emir telakki ederek birer ikişer açıyorlar ağızlarını, amfinin çeşitli noktalarında diş minesi parıltıları hocanın göz bebeğine çarpıp dağılıyor. Öğrenciler gülerken nasıl bir hikaye uyduracağını düşünüyor. Ve buluyor.

Evet, bu hikaye böyle olmalı. Hocanın karizması düşmemeli. Hikmeti olmalı. Yoksa da olmalı. Buna inanmak isteriz. Sırf putlarımız yıkılmasın, önyargılarımız kırılmasın diye değil. Hazır şablonlarımızı yerine yenisiyle değiştirmek istemediğimiz için. Tembelliğimizden.

Böyle bir şeyler. Yine de Amfide bir Tinky winky olması fikrine gülmeye devam edeceğim. Çizgi filmin içine düşmüş gibi bir hayalin içinde, herkesin ciddiyetle dinlediği bir tek benim kendimi tutmakta zorlandığım bir sahne düşüneceğim. Yoksa biraz önce yaptığım gibi  normale ya da sıradana yaklaştırılan sahneler hayatı siyah beyaza daha yatkın hale getiriyor. 

Biraz daha yazmak istesem böyle saçma bir konuda sayfalarca yazabilmek de saçma ama oluyor öyle. En iyisi burada bitsin bu.

Share:

14 Ekim 2025 Salı

Yazı No 51: pavka. pavka pakavka

Başlığın ne anlama geldiği hakkında hiçbir fikrim yok. Bir kitap okuyordum. Bu kelimeler vardı ve dipnotta ne demek olduğu yazıyordu. Beğenmiştim. Elli numaralı yazıyı yazarken görmüştüm sanırım. Üst üste iki gün yazmak yerine birkaç gün beklemeye, sonra o gün aklıma ne gelirse onu yazmaya karar vermiştim. Aradan neredeyse iki ay geçmiş. Unuttum. Yazmayı, kitabı, pavkanın ne demek olduğunu unuttum. Google'a sordum yine bir sonuç bulamadım. Bu unutuş da bir hikayeye dahildir diyerek başlığı değiştirmedim. İbret almak isteyenler için buradaki "moral story" yani "ahlaki öğüt" nedir? Hiçbir şey. Kimseye öğüt verecek değilim. Sadece böyle bir şey oldu demek istedim. Bu kadar.

Bir süredir daha az yazıyorum. Blog da, hikaye de, belki hiçbir zaman tamamlanmayacak olan novella da. Uda daha fazla vakit ayırdığımdan mı? Vakit ayırdığım başka şeyler bir şekilde yazma uğraşından çalıyor olmalılar. Yoksa neden yazmayayım? Deli miyim? Neden yazıyorum peki? Deli miyim? Önemsiz sorular, önemli olan durum tespiti. 

Evvelki gün novella denemesi ile ilgili yazdıklarımı unuttuğum için tekrar okumak üzere çıktı aldım. Neler yazmışım, neler. Meğer o harika, mükemmel, sıra dışı yazdıklarımda arada ne boşluklar, ne belirsizlikler varmış. Akıştaki sıkıntılar düzeltilmeliymiş. Kendimden şüphe etmem için yeterli değildi elbette bu. Hmmm, dedim sadece. Demek oluyormuş böyle şeyler. Herhangi bir şey için hmm diyebilmek, bu başarı da olsa başarısızlık da, devamı kolaylaştırıyor. Belki bazı duygular eksik kalıyor ama takılma sayısı azalıyor en azından. 

Her neyse... Bu başarısızlığa dair başarım tekrar bir yazma iştiyaki oluşturdu. Toplama, toparlama, kurma. İkeanın hyggensvaderéngyun marka dolabını toplayacak gibi bir hissiyat içindeyim. Parçalar bir ikea paketi değilse de büyük ölçüde var. Bazıları oraya da uyuyor buraya da ama asıl doğru noktayı bulmak zor olabilir. Elimdeki parçaları birleştirebilecek miyim, merak ediyorum. Kafamda o büyük ölçüde bitti dediğim novella ile ilgili hislerim gerçek miymiş yoksa kendimi iyi hissetmek için uydurduğum bir özgüven patlaması mıymış göreceğim. Görsem iyi olur. Bitirmek istiyorum bunu. Kenarda yarım kalmasın.

Burada paragraf yapmadan önce bir önceki paragrafın sonuna daha farklı bir cümle eklemek gerektiğini hissetsem de o cümleyi bulmaya üşendim. Paragraf olmasının sebebi drive da eski dosyalara baktığımda ne olduğu hakkında neredeyse hiçbir fikrim olmayan, kimi yarım sayfa kimi on sayfa farklı hikaye girişlerini görmem. Kenarda, yarım kalmış, unutulmuş. Bir de laptopta wordde ve telefonun notlarda olan girişleri drive a ekleyip bir ondan bir bundan yazabildiğim kadar yazsam güzel iş olur. Beni bir süre oyalar. Çileli bir iş ama keyifli olabilir.

Yeni paragrafın sırrı yine bir önceki cümlenin içinde. Yani çilede. Bu yarım yamalak hikayeler neden bilmem, bir anda Kayaş'taki evde, salonun ortasında bir sürü yün çilesinin olduğu bir görüntü getirdi gözümün önüne. Gerçekten böyle bir sahne hiç oldu mu hiç bilmiyorum ama farklı renklerde ve farklı karmaşıklıklarda yün çilelerinin düzenlenmesi için ön bakışma sahnesini hatırlattı. Belki çileler birleşir, belki karışır, kimi çöp olur, kimi güzel bir kazak. Belli mi olur?

Olmaz. Bu dünyada hiçbir şey belli olmaz.

Share: