27 Nisan 2023 Perşembe

yazı no:13 amelié londrada

başlıkta é kullandım çünkü fransızca bildiğimi, o kültüre aşinalığımı göstermem gerekiyordu. belki parise gitmiş olduğumu söyleyebilir, fransa maçları sırasında allez les bleus diye twit atarak bu tavrımı güçlendirebilirim.

kesinlikle eski yugoslav ülkeleri gibi č, ć, dž, đ, š, ž harflerini kullanmamalıyım yazıda. çünkü bu ülkeler ne kültürleri ne de zenginlikleriyle üst bir şeyi temsil ediyorlar. dolayısıyla bu harfleri kullanmamın bana bir katkısı olmaz.

hikayenin dümdüz istanbul ankara yozgatta geçmesi sıkıntılı. bir avrupa kenti olmalı, geniş caddeleri, barok binaları, insanların kıyafetleri, yaya geçidinde arabaların bir anda "aptal gibi" yayay yol vermek için durdukları bir şehir. rahat rahat içki içmeli karakter ama rakı olmaz. mümkünse viski, belki bira, kadın karakterse şarap da güçlü bir seçenek.

kahramanların midesinde kelebekler uçuşmalı, göğsüne fil oturmalı, bir ara etna yanardağı patlamalı, gökyüzünde havaifişekler coşkuya eşlik etmeli.

bir de karakter ne diyeceğini bilemediğinde ya da lafı uzatmak istemediğinde bla bla bla demeli.

hayran olduğum coğrafyaya göre kararlarım değişebilir tabii ki. rusya bozkırları, bolivya dağları, iran halıları, orta asya çadırları da olabilir bir başka hikayede anlattığım.

kitap çıkarsa da slogan olarak "bu anlatılan senin hikayendir" deyiveririm. 

***

böyle hikaye yazıyor bizim Türkler. bazıları. arada karşıma çıkıyor. yazarın hayal dünyasına bile sızmış bir modernizm. kültürel bir işgal dememeli belki, nüfuz demeli. adamlar zihnimiz işgal etmiyor biz gel nüfuz et diyoruz. ayıp ediyoruz. 

her şehrin her avm nin her kahvecinin aynı olması kitlesel üretimi kolaylaştırıyor, istenilen kitlelerin üretimini de kolaylaştırıyor elbette ama ben zanaat seviyorum. el emeği göz nuru, her bir elin becerisinin de, defosunun da, mutluluğunun da, mutsuzluğunun da, yorgunluğunun da, zindeliğinin de yansıdığı el işleri. 

fabrikasyon bana gelmiyor ama bakmayın böyle konuştuğuma gidiyorum starbucksa hem kahve içiyor hem yıldız topluyorum. alışverişimi ha keza öyle yapıyorum, film seçimlerimi aynı şekilde. tatillerimi, boş vakitlerimi çoğunlukla bu kınadığım bilgi bombardımanı doğrusunda dolduruyorum. hikayesini yazmıyorum teslim olduğum anlaşılmasın diye yahut hala teslim edilmemiş bir bölgenin kaldığına inanma ihtiyacıyla. 

yani aslında ne yaptığımı pek de bilmediğim sonucu çıkıyor ama yine de direnmeye çalışıyorum. direnmek, pes etmek, gülmek, ağlamak, başarmak, mahvetmek, mahvolmak hepsi önce düşünce olarak ortaya çıkıyor. o yüzden direnmesem de fikrinin orda bir yerde olması hoşuma gidiyor.

***

fonda göksel karar verdim diyor. benim bir şeye karar verdiğim yok.


Share:

24 Nisan 2023 Pazartesi

yazı no:12 öğle arası

 öğle arasında blogun 12. yazısını yazıyorum.

başka bir şeyin arasında bambaşka bir şey yapıyorum. eylem olarak uzun süredir yapmasam da bir sigaranın ucuna adeta biteviye -ne güzel kullandım ama- başka sigaralar ekliyorum.

sönmesin ateş, boşa gitmesin vakit ve para der gibi. yazacak da çok şey var, yapacak da. ama samsa yazmıyor mesela. ben yazsam sonsuza kadar yazabilirim gibi geliyor bazen. bazen de koca dünya bitmiş gibi. keyfim yerindeyse sonsuza kadar yazmak istiyorum sanırım. oluyor öyle şeyler.

* bayramda ankaradaydım. halukla buluştum. kardeşi kanser. ilk tedavilere cevap alamayınca kırmızı kemoterapiye geçmiş. inşallah iyileşir. yumuşak davranınca iyileşmeyen bir hastalığın daha şiddetli müdahaleyle iyileşmesi ilginç geliyor ve bu mümkün. oluyor. az belki ama oluyor. çiv çiviyi sökerden öte bir şey. inşallah işe yarar.

* ramazan bitti, bayram da bitti. babamı anmak için mübarek onbir aylar geldi diyorum ama aslında bu espri o kadar da komik gelmiyor. olsun. babam için yine söyleyip güler gibi yapabilirim. bu yıl sanki daha çabuk geçti ramazan. neden acaba. 

* ramazan sorusuna gelebilecek açıklamaları düşündüm bir an. küçükken 1001 oyunlu diye satılan atari kasetleri aklıma geldi. aslında hepi topu 5 oyun 1001e kadar sıralanmış. 7 ile 23 aynı oyun mesela. 28 azıcık farklı. açıklamalarımız da böyle isterse 800 milyar insan olsun. aynı sözler ve aynı hareketler üzerine bir döngü. dönebilene.

* haftasonu 10k koşacağım ilk defa. çünkü k değil de 10bin dersem olmaz. kim soktu bu k'yi böyle kullanıma. bırak evropalı kullansın değil mi? k muhtemelen kilo'nun k'si ve kilo da latince bin demek olmalı. kontrol ettim öyleymiş. 10 kilo koşacağım desem ne dalga geçerler. ayıp. geçmeyin. siz kendi kabak kafanıza bakın.

* fonda sertab çalıyor. güzel söylüyor.

Share:

12 Nisan 2023 Çarşamba

yazı no:11 yazı işi

bir iş olarak yazı nedir ne değildir? muhtemelen çok da önemli değildir. ya da çok mu önemlidir?
hepsi olabilir. keyif alıyorsak yazıyoruz, yapıyoruz. yani idealde öyle olsa güzel olur.
hep öyle olmuyor ve inkar bir fayda etmiyor keyif alamadığımız şeyler de yapabiliyoruz zaman zaman. 
şu yazdıklarımın çok kötü cümle kurulumu olmasına rağmen yazmak güzel geliyor mesela. samsayı zorla oturtup iki satır yaz desek, başına bir de silah dayasak çok daha iyisini yazacak belki ama mutsuz olacak, canı sıkılacak. denkleme gel.
depdenklem dolu olmuş her yer, bir anlam için bir denklem arıyoruz ama zaten anlamın akışkan ve değişken olduğunu ve formülize edilememesinin olayın özü olduğunu kaçırıyoruz. kaçıranlar çoğunlukta diyebiliriz ya da. iki endorfin çarpı beş dopamin artı üç pushup artı mutlu bağırsaklar artı güneşli günler ve resim yapmak artı en az bin enstrüman çalmak artı benimle kaliteli zaman geçirip dünyanın geri kalanının ağzına sıçmak eşittir mutlu bir hayat. mı? kim bilir? nasip.
samsayı blogdan çıkarmamaya ama yaz da dememeye karar verdim. büyük ihtimalle yine derim bir ara ve samsa yine söz ilk fırsatta der ama ikinci üçüncü ve dördüncü fırsatların slot'larına uydurduğu işlerle vakit geçer de geçer sverigede. sverigede vakit nasıl geçer? ben bilmem, o bilir, yazmaz. ilk fırsat geçmişse samsa için iki ve diğer fırsatlar bir anda puff etkisiz eleman olur, hayalet, mayalet. bir şeyler.
Share:

10 Nisan 2023 Pazartesi

yazı no:10 verlan

 fransızcada kelimenin harflerinin yerini değiştirip, tersten okuyup vs yeni kelime türetmeye verlan deniyormuş. yani samsanın isminin musadan samsaya evrimi verlanmış ve belki bu işin en önemli ustası halilmiş. 98-99 da büyk aymanasta bir şey keşfedilmiş ama kimsenin haberi olmamış belki de. oluyor öyle.

konu değiştiriyorum ve ibibik kuşuna dönüyorum. galiba üç yüzün üstünde farklı ismi varmış, hüthüt, küt süleyman falan gibi. validebağa gelmiş göçte diye görünce instagramda dün şansımı deneyim dedim. beğeniyorum görüntüsünü. belki görürüm. göremezmişim. on metre vizörüyle kuş fotoğrafı çeken bir abi dedi. abi benden küçük olabilir. bu havada zor dedi, yağmurdan sonra toprak yumuşayacak kurtlar, solucanlar çıkacak, çıkarması kolay olacak onlar çat nasıl damlıyorlar nerede saklanıyorlarsa artı dedi.

vay be dedim, vay be. ekmek parası işte, ekmek kavgası. savaş alanının ortasına  çat diye çıkarıveriyor hayvanı. kuş kardeş vay be dedim. yeni bir şey öğrendim diye sevindim. boşa gelmiş gibi olsam da bilgi aslında iki kuş görmekten daha önemli bir şeydi belki de. 

sonra dönerayak dürbünüyle bir abla gördüm. telefon çalana kadar konuştuk az biraz, serde kuşçuluk var ya... kısa konuşmada bir vatzap grubundan bahsetti, bir e-birdle ilgili bir şey söyledi, bir de ibibik için yooo yağmur yokken de çıkabilir ama bugün pazar çok kalabalık ve çok gürültü var dedi. Allah Allah dedim.

Balıkçılarda da böyleydi herkesin söyledikleri o kadar kesin şeylerdi ki, o imanı görünce inanamaman imkansız oluyordu bilmem ne balığının bilmem kaç metrede bilmem ne renk çapariyle tutulacağına inanmamak. sonra bu sahte peygamber balıkçıları gördükçe kendi balık cemaatimi kurmam gerektiine karar vermiş ama tembellikten dolayı vazgeçmiştim. şimdi yılda bir kez balık çok bile diyorum. vay arkadaş. haftada bir ikiden yılda bire dramatik bir iniş söz konusu sayın seyirciler.

hayırlısı olsun. ramazanın son on gününe girdik. bakalım.

Share:

2 Nisan 2023 Pazar

yazı no9 : deve

 Gece rüyamda mı gördüm  bu yazmayı yoksa uyumaya çalışırken öyle aklımdan gelip geçti mi bilmiyorum ama unutmadan yazacağım. ortamlarda ilginç bilgi diye dönebilecek ama tamamen uydurma bir şey ama gün gelir ortamlara düşer mi bilmiyorum. bir kısmını da yazmaya başlayınca modifiye edeceğim hikayenin. diyalog şekliyle şu:

-Develer var ya develer, kolay kolay ağlamazlarmış.

*Niye ki?

-E niye olacak bunların olayı zaten su yağ ne bulursa stoklamak ya çölde hayatta kalmak için...

*Eeee

-Eeee'si işte ağlarsa su stoğu azalacak, devede ölüme yaklaşacak. Niye risk alsın de mi? 

*Hasiktir ordan, kim demiş

-bana mantıklı geldi valla, bi haberde yazıyordu o deney de ayrı manyaklık

* Deney neymiş?

- İşte bu dediğimi biliyor ya deneyi yapanlar. Yavrusundan ayrılan bir devenin onun fotoğrafını gördükçe ağladığını fark etmişler. 

*deve? fotoğraf? yavru?

- çiftlik devesi miymiş neymiş, imkanlar daha çok olsa da genetik aynı

 *bunlar da deveyi aç bırakıp nereye kadar ağlayacak bir gün duracak mı diye deney yapmışlar işte

- Sonuç?

*Geri zekalı deve ağlamaktan vazgeçmemiş. genetik aynı ama ne bilsin böyle deneyleri hayvan değil mi? En son foto gösterimindne sonra ağlayıp ölmüş hayvan.

- Hadi ordan.

*Gerçek bak, açıp bakmışlar bir gram su kalmamış hayvanın kendine kullanabileceği vücudunda. ağlaasa belkli normal şartta çölde vahaya denk gelecek. Anladın mı?

-Hassiktir ordan.

Okuyan olur mu, okuyan bana küfreder mi bilmiyorum ama bunlar hep sayıklama işte. Değişik olurmuş ama olmayacak.Olmayacak diğer bir sürü şey gibi. 

Ama olsun, biz yine de söz vermeye devam edeceğiz. ya da yeni planlar yapmaya ya da kararlar vermeye. en az bir kişiyi kandırmamız lazım bu dünyada ilerlemek için. ya kendmizi ya bir başka birini.

öyle bir şeyler. 

Share: