başlıkta é kullandım çünkü fransızca bildiğimi, o kültüre aşinalığımı göstermem gerekiyordu. belki parise gitmiş olduğumu söyleyebilir, fransa maçları sırasında allez les bleus diye twit atarak bu tavrımı güçlendirebilirim.
kesinlikle eski yugoslav ülkeleri gibi č, ć, dž, đ, š, ž harflerini kullanmamalıyım yazıda. çünkü bu ülkeler ne kültürleri ne de zenginlikleriyle üst bir şeyi temsil ediyorlar. dolayısıyla bu harfleri kullanmamın bana bir katkısı olmaz.
hikayenin dümdüz istanbul ankara yozgatta geçmesi sıkıntılı. bir avrupa kenti olmalı, geniş caddeleri, barok binaları, insanların kıyafetleri, yaya geçidinde arabaların bir anda "aptal gibi" yayay yol vermek için durdukları bir şehir. rahat rahat içki içmeli karakter ama rakı olmaz. mümkünse viski, belki bira, kadın karakterse şarap da güçlü bir seçenek.
kahramanların midesinde kelebekler uçuşmalı, göğsüne fil oturmalı, bir ara etna yanardağı patlamalı, gökyüzünde havaifişekler coşkuya eşlik etmeli.
bir de karakter ne diyeceğini bilemediğinde ya da lafı uzatmak istemediğinde bla bla bla demeli.
hayran olduğum coğrafyaya göre kararlarım değişebilir tabii ki. rusya bozkırları, bolivya dağları, iran halıları, orta asya çadırları da olabilir bir başka hikayede anlattığım.
kitap çıkarsa da slogan olarak "bu anlatılan senin hikayendir" deyiveririm.
***
böyle hikaye yazıyor bizim Türkler. bazıları. arada karşıma çıkıyor. yazarın hayal dünyasına bile sızmış bir modernizm. kültürel bir işgal dememeli belki, nüfuz demeli. adamlar zihnimiz işgal etmiyor biz gel nüfuz et diyoruz. ayıp ediyoruz.
her şehrin her avm nin her kahvecinin aynı olması kitlesel üretimi kolaylaştırıyor, istenilen kitlelerin üretimini de kolaylaştırıyor elbette ama ben zanaat seviyorum. el emeği göz nuru, her bir elin becerisinin de, defosunun da, mutluluğunun da, mutsuzluğunun da, yorgunluğunun da, zindeliğinin de yansıdığı el işleri.
fabrikasyon bana gelmiyor ama bakmayın böyle konuştuğuma gidiyorum starbucksa hem kahve içiyor hem yıldız topluyorum. alışverişimi ha keza öyle yapıyorum, film seçimlerimi aynı şekilde. tatillerimi, boş vakitlerimi çoğunlukla bu kınadığım bilgi bombardımanı doğrusunda dolduruyorum. hikayesini yazmıyorum teslim olduğum anlaşılmasın diye yahut hala teslim edilmemiş bir bölgenin kaldığına inanma ihtiyacıyla.
yani aslında ne yaptığımı pek de bilmediğim sonucu çıkıyor ama yine de direnmeye çalışıyorum. direnmek, pes etmek, gülmek, ağlamak, başarmak, mahvetmek, mahvolmak hepsi önce düşünce olarak ortaya çıkıyor. o yüzden direnmesem de fikrinin orda bir yerde olması hoşuma gidiyor.
***
fonda göksel karar verdim diyor. benim bir şeye karar verdiğim yok.