* Ankara'ya gittim. Bayram gezmesi gibi bir sürü kişiyle buluştum. İyi oldu.
* Babanneme ancak pazartesi gidbildim. Genelde varışımın ertesi gün uğradığım için muhtemelen yine günlerden cumartesi zannediyordu. "Yarın gidiyorum" deyince "niye o kadar çabuk" diye sordu. Detaylı açıklama yapmadım ama takvimin babannem için anlamsızlaştığını sadece nöbete hangi çocuğu gelecek, Altın hanım ne zaman izne çıkacak vs gibi bir durumda olduğunu anladım. Babannem için artık ve muhtemelen uzun bir süredir pazartesi, salı yok. Evvelsi gün, öbür gün, bu hafta, geçen hafta. haftanın başlangıcı nöbet değişim günü.
* Yarım saat oturup kalktım. Daha otur demedi, demiyor da. O da biliyor ne benim söyleyeceğim, ne onun anlatacağı pek bir şey olmadığının.
* Bir şekilde konu kilodan açıldı. Artık eskisi gibi çok şişman yok dışarda, dedim. Millet diyet yapıyor, spor yapıyor. "Ne?" dedi. "Dışarda" dedim, "az şişman var". Sonra bu tespitimin doğruluğundan şüphe etsem de konu o değil. "Öyle mi?" dedi babannem, "Öyle mi?". "Bilmem ki". Büyük harflerle dank etti kafama. Oha, dedim, kendime. Kadın kaç yıldır evden hastane hariç kaç kere çıktı acaba. Artık onun için dışarısı yıkılan sovyetler birliğinden haberi olmayan flm karakteri gibi. İnsanlar şişman mı zayıf mı önemi yok. Saç modası, etek pantolon modası değişti mi? Anlamsız. evin içinde bir rutin. Beckett karakterinden hallice. Üzüldüm.
* Annemle şehir hastanesine gittik. Uyku polikliniği için. Gatada ve orda varmış bu poliklinik. Annem şehir hastanesini tercih etmiş. Ben olsam hiç gitmediğim hem de büyük bir yeri seçmezdim. Turistik olarak şehir hastanesini teftiş etmek istediği hissine kapıldım. Allah affetsin.
* Kayıt için doğru sıraya girdiğimden emin olmak için sıra sonundaki kıza sordum. "KBB mi?" sadece baktı. Yanındaki abisi ya da kardeşine sordum "KBB mi?" Yok, dedi burası kulak burun. Tamam dedim.
* Sonra hemen o ailenin arkasına oturduk. Kızın ahraz olduğunu ancak o zaman anladım. Güzel giyinmiş, güzelce bir kız. Sanırım zeka ile ilgili de sıkıntı var. Öyle bir saflığı vardı kızın. Kafamdaki engelli önyargısına kızsam mı ne düşünsem diye düşündüm, karar veremedim. Annem birçok Türk annesi gibi sordu. Sorunun lüzumsuzluğuna sonradan daha çok kızdım. Doğuştan mı sonradan mı? Kızın annesi cevap verdi. Sonradan bilmem bir şey kulak hastalığından oldu, dedi. Bir de nazardan. Akrabanın biri çocuğa çok övgü dolu bir şeyler söylemiş. O gün hastaneye kaldırmışlar. Annemin nazardan öldü dediği hiç görmediğim müteveffa çocuk teyzem aklıma geldi. Bazı güzel şeylerin dümdüz teknik şeylern bozulması ya da ölmesini kabul edemiyoruz sanırım.
* Hastanede gratis var bir de. kantin olmasına, çiçekçi olmasına alışığım ama gratis ne alaka. Zorunlu dükkanların olması, ihalesinin yapılması, sen can derdindeyken onun ticaretinde olması normal ama Gratis ne yahu. Yakında üç ölene bir bedava diyerek cenaze hizmetleri reklamı yaparlar mı? Belki de.
* Karla karışık yağmur tahmini vardı. Kar göreceğim diye sevindim ama yağmadı. Üzülemedim. 2019da henüz refakat iznine ayrılmadığım zaman da kar yağmasını istediğim aklıma geldi. Ankara'dan istanbula döneceğim gün babamı gazi acile götürmek zorunda kalmıştık. Bileti açığa almıştım ya da yakmıştım. Sanırım uçak biletiydi ve yanmıştı o bilet. ikide istanbula doğru yola çıkacaktım. onikide damlayı arayıp "gelmiyorum, babamı acile kaldırdık" dediğimde gazi tıpın bahçesinde karla karışık yağmur yağıyordu. benim de kafam karışıktı. kar güzeldi. onu görmeyi o kadar istediğim için kendime kızmıştım.
* Zekai'yle buluştuk yıllar sonra, bence en az beş altı yıl olmuştur. Büyümüş. İlginç geldi bu büyümeyi fark etmek. Ayşe'yle de ilk kez buluştum, onun zekai kadar olmasına on yıl var. Heyecanlı, coşkulu, meraklı, tedirgin. İmrendim o meraka ve birinci sınıflığa.
*Şimdilik bu kadar yeterli sanırım. Fonda Semiramis Pekkan Olmaz olmaz söylüyor. O kadının youtube kanalının olması, insanların merak etmesi falan çok ilginç geliyor. Bir köşesinde jet sosyete yaşayan birisi olmalı gibi, haberdar olmama gerek yok gibi. Ondan öğreneceğim pek bir şey yok gibi hissediyorum ama karşılaşırsak hevesi kırılmasın diye söylememek lazım sanırım. Evet hiç karşılaşmayacağız onunla ama öz itibariyle ikimizin "heveslerimiz" çok benzer, insan hevesleri benzer. Ambalajları faklı sadece. Enteresan.