23 Haziran 2025 Pazartesi

yazı no 48: yaz geldi

 bir önceki yazıyı bir haziranda yazmışım, bunu yirmi üç haziranda. yaz başlangıcı ne zamandır hocam? bir haziran 00:01'midir?

Güneşte ve diğer yıldızlarda sevinçli bir telaş mı vardır? Sırf birkaç milyon yaşlı diye bir yıldız bir başkasına hadi biraz dinlenin diyor mudur? Dinlen denen yıldız, bu bunak da her şeyi karıştırıyor, güney yarımküreyi kim ısıtacak ihtiyar diyor mudur? Ya da bir görev değişimi oluyor mudur? Hey siz üç trilyonunuz kuzey yarım küreye bakacaksınız, diğer üç trilyonunuz da güneye. Kıpırdamak yok. tam eşit olmasını nasıl sağlayayım efendi. üç olmaz iki buçuk olur, üç buçuk olur.

Bulutların da benzer muhabbetlerini düşünebiliriz. bu sefer belki de 21 haziran 00:01 i almalıyız esas olarak. Bulutların kahyası eylüle kadar dinlenin diyordur belki. Aynı muhabbet onların arasında da oluyordur belki. Duydun mu bizim kümülüs herkesi zorunlu göçe zorluyormuş, şimdiye okyanusu yarılamışlardır. Bir keresinde ben de gitmiştim. Afrika'dan çıkarken keyfimiz yerinde oluyor da Amerika'ya ulaşana kadar yorgunluktan ne yaptığımızı bilemiyoruz. karaya çıkınca da öfkeden önümüze geleni yıkıyoruz. Allah affetsin.

Affetsin.

Lüzumsuz yazıları sonsuza kadar uzatabiliriz sanırım. Yaz geldi havalar ısındı, ısınıyor, ısınacak. Aynı şeyler, üç beş farklılıkla.

**

Babamın ölümünü düşündüm dün, ölümüne kendim için mi onun için mi daha çok üzüldüm dedim. Onun için olduğuna karar verdim. Keşke daha uzun yaşayıp daha keyifli anlar günler yaşasaydı, dedim. Biz ölünce üzülecekler kendileri için mi bizim için mi daha çok üzülecek onu merak ettim. Çok iyiydi rahmetli de şimdi şunu kim yapacak bunu kim yapacak mı diyecekler, yoksa orda da balık tutar mı top oynar mı acaba diye mi soracaklar? tabii ki en başta üzülecekler mi? soru bu. yaz yazısında bu içerik çok olmadı galiba ama zaten bayağı seyrek yazmaya başlamışım önemli değil.

**

Fonda ederlezi çalıyor. güzel şarkıların güzel sözlerin sahipleri cennet puanlarında üç puan bonus alıyorlar mıdır yoksa Allah zaten seni bu yetenekle yaratan benim, o kadar böbürlenme mi diyordur? 

**

gibi.

Share:

1 Haziran 2025 Pazar

yazı no 47: sağalalım

 ne yapalım? sağalalım. nasıl? edebiyatla.

konumuz anlam. edebiyata anlam yüklemek ya da.  anlam yüklemek isteyen bir şekilde yüklüyor ya diyebilirim sanırım. insanların edebiyatın kendilerini sağalttığını söyledikleri iletiler görüyorum. i see dead people'dan daha ürkütücü geliyor bu. birinde normalin dışında bir şey olduğunun farkında olarak bir cümle kuruluyor. her şey mümkün sonuçta. birinde normal bir şey. edebiyat beni sağalttı demek benim sağalmaya ihtiyacım var demek aslında. belki bir yardım çığlığı değilse de isteği. sağalmak kadar kötü hatta çirkin bir kelimeyi kabul ettirecek bir sıkıntı durumu. sırf artistlik olsun diye kullananların da başka tahtalarının yerleşiminde problem olduğu söylenebilir. hiç kimsenin bütün tahtalarının tamam olmadığı kabulüne yaslanırsak sıradan bir şey aslında. ama sağalmak kelimesi kullanılınca daha havalı geliyor.

edebiyat sadece edebiyattır, akademisyenler ve sektör insanları nasıl tarif ediyorsa artık. yürümek,koşmak, şarkı söylemek, dinlemek, yazmak, karşıdan karşıya geçmek, aşçılık, kasiyerlik, tezgahtarlık, bilim adamlığı vs gibi. i'yi uzatarak edebiiii deyince tabi afili cümleler kurmak gerekiyor. o cümlelere inanmak belki. kuramıyorum. sağalamıyorum da. sağalıyorsam da yürümenin koşmanın konuşmanın ne kadar anlamı varsa edebiyatın da o kadar anlamı var diyorum. sorun edebiyatta değil belki. sorun benim herhangi bir şeyi yüceltemiyor olmamda. ama sağalanların sorunsuz olduğunu da düşünmüyorum. ne düşünüyorum bilmiyorum ama öyle bir şey işte.

edebiyatla sağalmak fikri itici geliyor. üstelik word sağalmak kelimesinin altını çizmezken daha da sinir bozucu. yazıyoruz ve okuyoruz işte. bazıları da yazmıyor ve okumuyor. benim at binmediğim, arabaların çeşitli özelliklerini merak etmediğim, beyzbolu ve tayland alfabesini ve dilini anlayamadığım gibi. belki karamanca gibi aynı şeyden bahsediyoruzdur da semboller farklı olduğundan anlayamıyoruzdur. bilemiyorum altan.

sağalanlara yapacak bir şey yok. edebiyatçılara da. yazarların hep çatlak olduğunu söyleyen birkaç kişi tanıdım. daha da fazlası vardır. sadece bir başka uğraş olarak görmeyi kimse istemiyor sanırım. yazıyorum işte. okuyorum işte. öyle bir şey. çatlak olmayı kabul etmiyorum ama bunu söylememem gerekiyor. metinleri yazarken ne kadar zorlandığımı, onları cebimde ya da heybemde ne kadar yaşıdığımı, sonra heybemden boşaltınca ne kadar sağaldığımı söylemem lazım. farklı formlar denemeli ve bunu haykırmalıyım. söylemeli değil haykırmalı. ben haykırmayı beceremiyorum sanırım. diğer herkes haykırıyor. buluşmalarda da edebiyat haykırıyor mesela bu da başka bir konu. 

bir yazar ya da şairle buluşunca şunun öyküsü bunu ödülünü değil yumurtanın on lira olmasını ya da babasının hastalığını, annesinin ameliyatını, aynanın solistinin ölüp ölmediğini, ya da istiklalde gördüğü ilginç kavgayı konuşmak istesem de olmuyor. konu dönüp dolaşıp edebiyata dnüyor. bu kadar kınasam da kitabın kaç sattığını merak etmekten geri duramıyorum. kınıyor gibi yapıp kendimi artık ne demekse edebiyatın çemberine alıyorum.

yazıyı yazarken ayna yazdıktan sonra sanki ayarlamış gibi yourubeda aynanın çalmaya başlamasına şaşırıyorum. muhtemelen uyuyor olduğu için samsayı aramıyorum ama lise günlerine dönüyorum. oluyor öyle şeyler. 

bu ara ben de artık çıkmıyorum istiklale. çünkü o çünkü bu. vay arkadaş diyorum. 

öyle oluyor.

Share: