18 Mart 2025 Salı

yazı no 43: abdullah demirkubuz olmak

 belki çok iyidir belki çok zordur bilemiyorum. kendisini tanımasam da instagramda takipleşiyoruz. 

kim önce takip etti bilmiyorum ama seni bir demirkubuz takip ettiyse geri takip edersin. başka türlüsünü düşünmek zordur. tevetoğlu olsa onun için de benzer bir cümle kurulabilir. ama soyadı kılıç, kalkan, yıldırım, kaya, taş, toprak, doğan, şahin, kartal vs olan biri takip ettiğinde şart kipi ortadan kalkar.

Hayırdır inşallah? Gerçekten demirkubuz mu soyadı? Zeki demirkubuz'un nesi acaba? kesin abisi ya da kardeşidir. kuzeni de olabilir. Türkiye'de kaç demirkubuz vardır acaba? resimler fena durmuyor. Geri takip.

Bugün tekrar gördüğümde ekşi sözlüğe bir bakayım dedim. çok olmasa da iki sayfa giriş var biraz atlas silkindi'deki john galt kim ki? sorusu gibi, kim bu abdullah demirkubuz? demişler, zeki demirkubuzun kardeşi, şu filmin sonunda şunun elini sıkan adam vs demişler. 2009'dan 2022'ye yaklaşık yirmi giriş. Bunların hepsini okumuş mudur? Okudukça bu gizem hoşuna gitmiş midir?

Kendi sahnelerini her figüran için kafamda oluşan görüntüdeki gibi defalarca izlemiş midir? soyadını bir lanet mi bir nimet mi yoksa sıradan bir demirkubuz mu olarak görüyordur?  Ulan abi adam gibi başrolü niye vermedin demiş midir? yoksa zaten oynamaya çok hevesi yoktur da sırf abisini kırmamak için sette takılırken kısa süre kamera karşısına geçmeyi kabul mü etmiştir?

Gerçekte ne iş yapıyordur?

Bilemiyoruz. Bunları bilmek için Abdullah Demirkubuz olmak gerekir. Değiliz. En azından ben değilim. Instagram'dan mesaj atabilirim gerçi ama o kadar medeni cesur değilim galiba. Olur da yazıyı görürsen kadıköy'de bir çay ısmarlamak isterim abi.

Share:

17 Mart 2025 Pazartesi

yazı no 42: maydonozu solmuş

 dedi sedat, olacak iş değil. 

Kemal'n abisinin cenazesinden dönerken Fenerbahçe Üniversitesi'nin yanından geçiyorduk. En fenerli olmadığım fener bu üniversite sanırım. Metropol Avm'nin yanında, birbirlerine benziyorlar. sadece resimlerini gösterip bu bina odtüyle aynı sınıfta, avmlerle değil deseler zürafayla zebraya bunlar aynı diyen bilim adamına bakar gibi bakarım. bilim kadını da olur. öyle bir görüntü.

her neyse. cenazeden dönüyorduk, üniversite binasının yanından geçiyorduk ve sedat her zaman cebinde, zihninde, kalbinde taşıdığı saik olan fenerbahçeye bok atma saikiyle binanın dış yüzeyindeki koca fenerbahçe logosunun solduğunu ve yenilenmediğini söyledi. baktığımda haklı gibi geldi. ben de şöyle dedim. sen kendine koca fenerbahçeyim diyorsan maydanozunu solldurmayacaksın, koca üniversite olacağım diyorsan maydonozuna bakacaksın. yoksa adamlar göt ceplerinde taşıdıkları saikleriyle bıçaklar delik deşik ederler seni. tam olarak bunu söyledim. fakat ağzımdan bir tek kelime dahi çıkmadı. sataşma bekleyen sedata haklısın diyerek çatışma hevesini kursağında bırakmakla yetindim.

öncesindeki cenaze ise üzücüydü. her cenaze gibi. cami avlusunun nispeten kalabalık olması yine de iyi geldi, acaba gidenin sevildiğine mi kalana destek olacak kişilerin varlığına mı sevindim? emin değilim.

cenaze namazına cropla gelen kızcağızın başına örttüğü örtüyle görüntüsü komik değildi ama bir ikilem bir çatışma yansıtıyordu. ağlıyordu kız ve bu çatışmayı düşünmem ne kadar doğru diye düşündüm. insan süşünmeden edemiyor ki. 

öğle namazı sonrası cami avlusunda sigara içenler ise istanbuldasın  sen dediler. ben olsam ben de hemen orda içer miydim emin değilim ama sanki köyde bunu yapacak pek kimse olmazdı. yani ramazan itibariyle. şu onyedi tanesi geçip on sekizincisine geçtiğimiz. geçen babamla en son iftarı ne zaman yaptığımızı düşündüm. sonuncu olduğunu bilmeden. keyifle. keyifsizse onu da bilemedim. 2018 ya da 2017 ramazan olmalı dedim ama o kadar. instagrama o günlerden fotoğraf ekleseydim keşke.

son olarak cami avlusundakilerin kemale benzerliği. kimini burnu, kiminin kafası, kiminin bakışı, yürüyüşü, yürümeden duruşu, kulağı vs. çok ilginç geldi. bunları tek bir kişi de gözlemlesem kemale bak aynı mehmet abiye benziyor. böyle olunca korkmazlara bak aynı korkmazlar, dedim. aydınlanma olmasa da ilginç bir gözlem anıydı.

buna benzer şeyler oldu dün. başka şeyler de oldu illa ki. şimdilik bu kadarını ve olay gününden bir gün sonra yazdım. sıcağı sıcağına desen değil geçmiş gün desen değil. fazla uzaklaşmış olamaz mesafesinde bir süre içinde. fena yazı olmadı.

Share:

16 Mart 2025 Pazar

yazı no 41: oku bakayım

 değil. ayı değil. nota okumaktan bahsediyorum. ilkokulda okuma yarışması olurdu. sanırım sadece birinci sınıftaydı. bir dakikada en fazla kelime okumaya çalışırdık galiba. ud çalmaya çalışırken notaları ilkokul birdeki kadar hızlı okumak için ne kadar uğraşmak gerekiyor acaba. A'yı görür görmez aaa dediğim gibi notayı görür görmez ne olduğunu söylemek ayrıca kaslara da bunu iletmek gerekiyor. tek el kol da yetmiyor. iki ele de mesajı iletmek ve ikisini de eş zamanlı olarak çalıştırmak gerekiyor. yaş kırk olunca bu süreç yavaşlıyor tabii. araba sürmek gibi olacak mı merak ediyorum. süremediğim zaman vitesi tak tak geçirmeye bile şaşırırdım. şimdi hatırlamıyorum. ama çok çalışmak lazım. çok çalışacak mıyım? bakalım.

validebağa geçelim. her zaman güzel bir koru. tasmasız köpek gezdirmek hala yasak tabelalara göre. ağaçlar çiçek açmış. piknik alanı hava güzel olunca ramazan da olsa dolu. çok fazla kuş sesi yoktu. akşamüstü gitmek gerekiyor galiba. madem yazmayı ya da hikaye yazmayı azaltıyorum kuşları öğrenmeye devam mı etmeli. dönüşte bir sürü şey yapmak istediğimi yine hatırladım ve o yüzden rahat rahat bir keyif alarak o yerin ya d aişin keyfini tam çıkaramadığımı fark ettim. sıkıntılı bir durum. biraz rahatlamak lazım. motor durursa hepten durmayabileceğimi de fark etmem gerekiyor. ama o kadar çok şey var ki öğrenecek. ne olsa eksik öleceğiz. nasip.

youtubeda enis arıkan var, caddede büyümüş zengin çocuğu. suç değil ve güzel bir şans aslında. sabahtan da hicret birikin instagram gönderisinde o küçükken zengin çocuklarının saçlarının düz olduğu yazıyordu. o daha sempatik geldi. fatih altaylı şimdi hayatta zorlanmaktan kastın ne diye sordu. cevap doğru insanlarla büyüdüğüm için diyor. ben onu seçtim ben onu istedim diyor. samimi belki ama ikna etmedi. dünkü yazıdaki yaş muhabbeti gibi yetiştiğin ortamın sıfır noktası olması ilginç. bu arada birinin üç buçuk milyon öbürünün yediyüzellibin takipçisi varmış. yediyüzelli de fena değil diyor. takip edilmeyi umursamayı bırakmak lazım. ne yapacağız bu sosyal medyayı?

bakalım.

Share:

15 Mart 2025 Cumartesi

yazı no 40: ayılana gazoz

hep ramazan olunca başlık da buna dair gibi gelebilir. illa ki bayılana gazoz demem beklenebilir. değil. bu paragraf  iki aylık roman kursuyla ilgili. yani göbek atma kursu. roman atölyesinden daha mantıklı olduğunu yazdım bunu twitter'da. ama yazıyı yazarken aklıma roman kursu nedir sorusu geldi. Türklük kursu ya da japonluk kursu gibi düşünebilir miyiz? bir milleti ya da topluluğu sadece göbeğe indirgemek ne kadar sığ ve saçma bir düşünce olmalı. değil mi efendim? evet efendim. hayırlısı.
Dag solstad ölmüş. çok üzülmedim. çünkü hiç okumadım. ama bir ara okumalıyım sanki çok övmüşler. Allah rahmet eylesin. birisi inanamıyorum dag solstad ölmüş yazmış. adam seksen dört yaşındaymış ve son üç ayda sanırım birkaç kez öldürüldü sosyal medyada. o zaman neye şaşırmış gibi yapıyorsun. metinde inandırıcılık yok efendim demek istiyorum ama ünlü birisi. demeyim en iyisi. bak şinasi yurtsever için bunu diyebilirsin. adam 73 doğumluymuş. keyifli bir adamdı. ona da Allah rahmet eylesin.
günün üçüncü başlığı da sahursuz oruç olsun. o oldu bugün. oluyormuş. ve 11 saat uyudum dün. o da oluyormuş. vücut a. dayanamıyor bir süre sonra. b dayanıyor yine de. ikisi de mümkün. yumurtaya can veren Allah'ım. TRT'de hamalları gösterdikleri bir program vardı. adam elli yaşında amaaltmış beş yetmiş gösteriyor. üzüldüm. o da belki nispeten daha genç gösteren yetmiş beşlileri görünce otuz gibi görünüyor diyor mudur? yaş algımız çevremizdeki görüntülerle mi olur? vay arkadaş.
bir de madagaskardaki kırkayağın zehrini parazitleri elemek için kullanan lemur hayvanına saygımı sunmak isterim sayın okumayan okurlar. adam yakaladığı kırkayağı ki miliped yazıyor ve bu binayak oluyor orasına burasına sürüyor ve mis gibi sağlıklı oluyor. sonra da iki ısırık alıp kafayı buluyor bir süre. onu niye yapıyor anlamadım. vallahi bu dıoğa anlaşılmazdır.
hayat. 
heyhat.
Share:

14 Mart 2025 Cuma

Yazı no 39: kesinlikle araştırılması gereken bir konu

diye yazan bir yorum gördüm. bir twitin altındaydı galiba. ekşisözlük müydü yoksa? olabilir. sosyal medya yorumlarındaki kesinlik ayrı bir mesele olarak irdelenmeli mi? bu konuya özel bir blog yazısı hazırlamalı mıyım? bu soruyu sorduğuma göre başka bir konuyla ilgili yazmam gerekiyor ya da onu planlıyorum demek ki.

öyle bir niyetim yoktu aslında ama akışı bozmayayım. yeni bir konu bulmalıyım. başka bir şey. bambaşka. ommmm. başka meğer sadece tdk da bir sözcük imiş her şey aynı olmuş. peh. beğenmedim sanırım bu esprimi. neyse.

düne dönelim. üsküdar. balıkçılar. uslu uslu bakarken ya da video çekerken heyt höyt çekil ordan diyen oltacılar.bunun şarkısı var ya. balıkçılar. haluk levent söylüyor. severim. işte sevgili ressam arkadaşım balık tutarken balıkçılardan köprüde ya da sahilde domuz gibi sadece tuttuğu balığa odaklanıp turistlerden ve acemi oltacılardan nefret eden balıkçıları çizme. hepsi kötü değil tabi ama olta balıkçısı riskli bir profil. en iyisi paranla gitmek. mümkünse çok paranla gitmek. o zaman denize girip iğneye balığı elleriyle takma ihtimallerindeki kaypaklık can sıkıyor. yapacak bir şey yok. ramazan bitsin de tekneyle çıkan birilerini bulayım. Öyle yapayım.

twiterda mart ayını kendi tensiplerimle blog yazma ayı ilan ettiğim için kendi himayelerimde bu ay rekor kırmam gerekiyor sanırım. Kıralım. Kırayım.


Share:

13 Mart 2025 Perşembe

yazı no 38: ahirete mütevazı bir katkı

 evet. yaşadığımızın bir anlamı olmalı ve mümkünse sadece bu dünyaya değil öbür dünyaya da faydalı işler yapmalıyız.

Bunu sosyal medyada önemseyen ciddi bir kitle var. ciddi mi emin değilim aslında. sayı olarak da duruş olarak da bambaşka bir yerde olabilirler. emin değilim. konu dağıldı. toplayalım. ahirete yarayacak iş yapanlar. işte onlar. Ölü Sayıcılar. gazetelerden daha hızlı birinin ölüm haberini verenler, kültür sanat ya da tarih sayfasından daha iyi yıldönümü ananlar ve mümkünse trajikten öte daha önce görülmemiş biraz da sanatsa görsel değeri olan ölümlerdeki ince dokunuşlar bunların sayesindedir. Öldüklerinde öbür dünyadaki meleklerin bunlara teşekkür edecekleri düşünülebilir. ya biz sayamıyorduk, bazen bizim bile gözden kaçırdığımız ölüleri sen haber verdin, sen andın, sen çizim haline getirdin bravo diyecekler. Onlar da mahçup bir gururla olur mu efendim bizimki ahirete mütevazı bir katkı sadece diyecekler.

Evet evet, böyle olmalı.

Yoksa insan niye her ölüyü mezara girmeden takip eder ki? 

Sosyal medyada takipçi kasmak gibi sığ ve saçma sapan bir sebep değildir herhalde. 

Bir de kesin hepsini sevmiş hepsine hayran olmuş olma zorunluluğu var ki o ayrı. Ulan millet kendini taımaya hindistana gidiyor sen bunları ne ara gördün tanıdın sevdin. Bravo.

Share:

12 Mart 2025 Çarşamba

Yazı No 37: Hahahaha

 Karşındaki bir şey yazıyor ve sonuna hahahaha ya da :)) ya da :D vs koyuyor. Belli ki komik bir şey. Hatta çok komik. Ama anlamadın. Hem de hiçbir şey. O zaman ne yapıyoruz. Özgüvenli bir birey olarak "Burada ne demek istediğini bana daha açık bir şekilde anlatır mısın Tolgahan?" diye sormuyoruz tabii ki. Elimiz ayağımıza dolaşıyor ve en hızlısından asadjlkjslkdj şeklinde ne kadar komik olduğunu kabul, hatta takdir ediyoruz. Bu önemli. yoksa yaşatmazlar. Bu toplum var ya bu toplum. Düşene bir de bam güm. O yüzden şıp diye anlamalıyız espriyi. hemen gülmeliyiz. 

asasadsladksjd şeklinde gülmenin ilk olarak böyle çıktığını söylemiş miydim?

Toplum bir de senin için en iyisini ister mesela. Araba mı alacaksın? 2030 modelden aşağıısnda sıkıntı vardır, ev? Kesin şurada. Yemek? Ya orası leş gibi. Gezme? En lüksü en en cafcaflısı. Öyle görünmezse düşeceğini, düşerse de yukarda bahsettiğim bamdabamgümdegüm fenomeniyle karşılaşacağını düşünen kişi hemen kabul eder. evet ya. haklısın canım.

haklı mıdır canım? zordur canım. çoğunda kendi de söylediği düzeye erişemez bile diyebiliriz sanki. Tavsiyeyi verenin illa ağzı kokuyordur demek istemiyorum, bazen de herkesi kendi gelir düzeyinde zanneden de çoktur. Ama sana saygı duyması için o dediği düzeyi karşılaman gerektiğini iddia eder. sanki.

Bir dakika. abarttım belki. İnsanların yarısı öyle yarısı böyledir demeliyim belki de. Herkesin bu kadar kötü ve içten pazarlıklı olmasının imkanı yok. Eğer öyleyse bu yazıyı yazan da üf ne şerefsiz olmalıdır. Tabi genelde herkes oç biz ve çevremiz iyidir bu yaklaşımda. zor bir devirdeyizdir. devamke der geçeriz.

Yazı bitmeli. Çok da uzatmamalı. Murat Akay'dan Haha yı herkes dinlemeli.

Share:

11 Mart 2025 Salı

yazı no 36: maksat tencere kaynasın

 ecnebilerin ataları ne demiş. gözünü o tencereye sürekli dikersen o tencere nah kaynar. 

Ol sebep hikayeyi kenara koydum. daha doğrusu gözümün ötesine.

vazgeçmenin verdiği rahatlık ya da zorunlu hissetmemek de denebilir. hikaye yazmayı bıraktım diyemem ama sanırım neredeyse her gün bir hikaye çıkarken çıkmazsa insanlar kınayacak gibi mi düşünüyordum ne. şimdi ud öğrenmezsem kötü bakacaklar diyorum ve bir süre öncelik ud olacak. bu bir rahatlama. sonra stres belki. önce rahatlama.

şöyle bir teknoloji olsa. teknolojik bir kabin olsa. vücudu çeşitli açılardan ölçse. bir de efor testi, esneklik testi vs. ve bunun sonunda sen şu kadar sürede şu kadar hızlı ve doğru şu enstrümanı çalabilirsin dese sistem. ya da senden bi bok olmaz dese. arge projemle tübitakın kapısını çalacağım.

sözlerime son verirken sormak istediğim bir soru var. 

tuzla neden bu kadar uzak?

Share:

10 Mart 2025 Pazartesi

yazı no 35: kumkuat mı mevzuat mı?

  bahar diyor ki mevzuat olursa kumkuat da olur. ben de hayır efendim o kumkattır kumkat kalacak. sözcüğü ilk duyuşumuz ilk kavrayışımız önemli onu otomatik doğru olarak kabul ediyoruz ve değiştirmesi de zor oluyor sanki. ama ben hala haklı olduğumu kumkuat denemeyeceğini iddia ediyorum. çekişme sonsuza kadar değilse de iki taraf için de muteber bir kaynak nihai bir şey söyleyene kadar devam edecek. gibi. belki. öyle.

ramazanın üçte biri bittiğine göre üçte ikisi nasıl geçecek diye düşünebiliriz. tarihname yazımına her gün bakmak. uda devam, okumaya devam ve oruç. yeter ve artar. inşallah. amin.

sosyal medyasız bir hayat mümkün mü? mümkün. gerekli mi? belirsiz. hala içinde miyim? evet. onsuz daha verimli olurum sanki ama yeni sosyete yani toplum normunda sosyal medya önemli yeri olduğu için paylaşım azalır. sorun mu? değil ama bakan gözlerin stresi gittiğinde verimi ve kaliteyi artırması da ayrı bir şey.

her şey bir şey.

nasip. ajda çalıyor fonda. çünkü asker arkadaşım. o zamanlar kızları da askere alıyorlardı. 

hah. 

hah-hah.

Share:

6 Mart 2025 Perşembe

yazı no 34: istanbul

 06 numaralı yazıda aklıma ankara gelmemiş ama şimdi istanbul geldi. yoksa altıda da gelmiş miydi? belirsizlik.

ramazanın yedinci günü ve uyuyakaldığım için işe geç geldim. ama bir saat. bu sayılmaz. ramazanda evden çıkabilme hızıma şaşıyorum.

yazı başlığı istanbulsa onunla ilgili mi yazmalı? dün üsküdarda iftar yaptık şamil ve ismaille. özboluda tam arka masamızda tarık tufan vardı. adamı henüz okumamış olsam da bir anlamda ünlü sayılır ama şamillerin hiç tanıması onun ününü ne kadar sarsar. onun algısında acaba tanıdılar mı tedirginliği hala iyi bir şey midir? bilemiyorum altan. bir ara şanzelize düğün salonuyla tanışayım bakalım. kitapyurdunda on üç bin satmış on bin profilden üç doğandan. iyi sayılar.

istanbulla çok alakalı olmadı sanırım. ama üsküdarda iftar yapmak güzel. az, çok az, orta ünlü birilerini görebilmek güzel. deniz kenarında muhtemelen ramazan sebebiyle sayıları azalan oltacılara bakmak, idare eder bir gün batımı yakalamak güzel. aslında ordan değil de şurdan çekersen/bakarsan idare eder manzaranın mükemmel olduğunu anlamak güzel. şükür.

anlatacak çok da şeyim yok galiba. olsun. yanlışlıkla tevriye.

Share:

5 Mart 2025 Çarşamba

Yazı No 33: Allık

 Ramazan bereketidir belki birkaç gündür blog yazmam. Ne diyor konyalılar. Yirken yinir. O zaman yazarken yazılır.

öyle olmuyor tabii. iki gün yüz üzerinden üç puanlık italyancamla yapmayı denediğim ajandaya günlük şeyler yazma projesini başaramadım. başarsam ya da bir ara başlayıp devam ettirsem günlük hayatta en fazla kullanılan 300-500 kelimeyi belki de zihnime çakabilirim. ama öyle olmuyor. bazen yazılmıyor. şimdilik hem blogda hem italyancada kör topal ilkesi iş görüyor.

başlık allık. kafiyeye bak. şair olacak adammışım meğer. insanın kendisine on şiir kitabı da olsa şair demesini anlayamayacağım sanırım. yazar da zor ama şair imkansız gibi. neyse. instagramda bir kadın o kadar çok allık sürmüş ki "ne bu allık?" diye sorduktan sonra yoksa cümleyi "ne bu kırmızılık?" diye mi kurmalıydım dedim. kesin bir cevap veremedim. o yüzden başlık allık.

roman denirse artık yazdığıma onu başına tekrar oturmak iyi hissettirdi. aslında heyecanlandırıyor ama fazla heyecandan mı yoksa toparlayamama endişesinden mi geri plana atılmıştı bir süredir. bakalım en dış kulvardan gelip öne geçecek mi? biraz olsun şekil şemal vermek iyi geldi. dağınık evi toplar gibi bir haldeyim şimdi. yazdıklarımı teker teker toplarken hiç temiz olmayacak gibi ama bir noktada cif parıltısını göreceğimi umuyorum.

bir de bir ara "annem çok güzel ölmüştü" ya da "annesi çok güzel ölmüştü" cümlesinin geçtiği hikayeyi bitirsem iyi olur. 

şimdilik bu kadar. 

Share:

yazı no: 32 mandalina çiçekleri

 film adı olası ama yeterli tınıya sahip olmayan bir başlık oldu.

geçen kar yağınca içeri aldığımız minyatür mandalina ağacı salonda sıcağı görünce çiçek açtı. vay arkadaş, dedim. yumurtaya can veren Allah'ım. 

hadi, dedim sonra kendime, bundan bi metafor çıkar da twittera hikayeye bloga bir yere yaz, ya da birilerine anlat. şanın yürür belki. şan? yok yok, öyle demedim. iyi olur, güzel olur dedim.

çok olmamakla birlikte biraz düşündüm ama yok. bulamadım bir şey. Sonra, siktiret, dedim. yine kendime böyle daha iyi, olduğu gibi sev ve anlat işte. bana da öyle gibi geldi. biri bir ara aslında şu sebepten böyle oldu akıllım der ve ben de içimden ne kadar akıllı bilgili kültürlü bir insan vay be derim. 

Olur mu olur.

Share:

3 Mart 2025 Pazartesi

yazı no 31: kapat onu kapat

 şöyle bütün sosyal medya hesaplarını kapatsam. daha doğrusu hikaye parçası olanları. uzaktan da olsa takip etmemeye başlasam dergileri de yeni çıkan eski çıkan kitapları da varsa dedikoduları da.

arada başkaları söylese şöyle bir şey olmuş sen bilirsin diye ama hiçbir fikrim olmasa ancak biraz anlatılınca ne olduysa, o zaman bir iki yorum yapabilsem.

aslında edebi bir ölü olsam. bu tanımlama bile iki yüzlü geldi şimdi. söyle bakalım alican: iki kitapla kim edebi olmuştur? Ego kısmı olmadan okutma ve yayınlatma derdi olmadan yazarsam yazıp yazmazsam başka şeylere sarsam. Vakti verimsiz kullanma yönüne bir ego açısından tatmin onay sevinç öfke mecrasına dönüşmesine iki beklentinin bazen fazladan karşılansa da gittikçe artan bir dozu olmasına üç kızıyorum. 

bu aralar beklentimin altında seyrediyor sanırım. benim düşük gördüğüm başkasının hayali ya da hedefi, başkasının düşük gördüğü benim neyim? burda da bir sıkıntı var. hayalim ya da hedefim yok sanırım edebi anlamda. isteklerim var belki. olsa güzel olacak. ama ahmet yetik'in kitabı çıktığı zaman attığı twit gibi artık ölebilirim diyecek bir arzu da duymadım sanırım hiç. olana yine de memnunum o ayrı.

nasıl yapmalı o işi? 

Share:

yazı no 30: ramazan

 geldi. bugün bitince yüzde onundan fazlası bitmiş olacak bile. zaman çabuk geçiyor. samsanın zaten yazmadığı bloga ben bile yazalı üç ayı geçmiş. yazmak lazım demiyorum ama. bu bir değişiklik. belki de yazmadığımı düşündüğüm halimde de azar azar yazdığım içindir. bilemiyorum. 

biraz önce bir instagram hesabına baktığımda insanların aslında kitap değil birilerinden aldıkları ve başka birlerine satacakları fikirleri aldıklarını düşündüm. bu fikir ya da imgeler arasında yazarın personası ve onunla kurulan düzeyli ya da düzeysiz ilişki de dahil. sadece hikaye için hikaye kitap için kitap diye bir şey yok.

sabah radyoda akrep nalan dan kolay mı çaldı. bilirdim bu şarkıyı ama bu sabah daha vurucu geldi, yazar pozlarında çarpıklıkları ya da çelişkileri güzel ifade den şeyler arıyorum dediğim için belki de.

göktan geçen nostalji radyoya konuktu. adam 99 aralıkta çıkardığı için kaseti doksanlara dahil ediliyormuş. kendi iki binler diyor. kabul etmiyor. bir de zoraki ve mecburen erhan güleryüzün adını ansa da sonra sorunun çevresinde dolandı. İlk kasetindeki tüm şarkılar onun halbuki. Zamanında çok minnet de duymuştur, çok sevmiştir de kesin. Dünya ilginç. Fonda ayna akdeniz çalıyor ordan aklıma geldi.

fonda çalan şarkıyı yazarken geçenlerde aynı şarkının bir şekilde atama bekleyen birileri için marş hüviyetine geçtiğini gördüm. şaşırdım. totem gibi, türbeye ip bağlar gibi yorumlar bırkmışlar şarkının altına. Allah yardımcıları olsun.

Nobel alan kadının vejetaryen kitabını okudum, bu ne la dedim. bu ne? millet uçları, pornoyu -ilk bölüm aşırılık anlamında ikinciden daha porno bence- bi de birinin hasbelkader sevdiğini sever gibi yapmayı çok seviyor. kadının başka kitabını almam herhalde. gurnahın iki kitabına da bu kadar demesem de onu da sevmemiştim. nobelle sıkıntım mı var yoksa? 

hayırlısı.

hayırlı ramazanlar.

gibi

Share: