Bugün Ali'nin babası ölmedi. En azından başta öyle olduğunu düşündük.
Halı saha maçı yapacaktık iş çıkışı. Hatta sahada oyalanmamak için odada kıyafetlerimi bile değişmiştim. Çıktım ve Fatih'i gördüm. Aslında doğal olarak maç kıyafeti yoktu. Henüz mesainin bitmesine az da olsa bir süre vardı. Şaka yapmak istedim ve hop, dedim, fatih. Ne bu hal, hazır değil misin yoksa.
Fatih yanıma geldi ve Ali'nin babası ölmüş dedi. Odadayken telefon gelmiş ve Ali hızla odadan çıkmış. Babam ölmüş, dedikten sonra.
Herkes şaşırdı, hiç kimse ne yapacağını bilemedi. Gruba mesaj attım. Başsağlığı dileyip yapılacak bir şey olup olmadığını sordum Ali'ye. Hem diğerleri de öğrenecekti durumu. Sonra maçı iptal ettik. Kararsız oturduk Mete'nin odada. Cenazenin Çankırı'ya mı yoksa İstanbul'a mı gömüleceğini konuştuk. Müdüre haber verildi ve müdürlük grubuna da taziye mesajı atıldı.
Sonra Harun geldi. Biraz heyecanlı, biraz şaşkın, biraz mutlu. Ölmemiş dedi, annesi panik yapıp baban öldü demiş. Zaten kanser hastası olduğundan kimse de şaşırmamıştı Ali dahil. Herkes kabullenmişti. Yine de sevindik. Oh, dedik. Maçı yine de iptal ettik ama ölmemişti adam, biraz daha yaşayacaktı.
Çok değilse de geçmiş ölüm tecrübelerimden bunun yine de kısa süreceğini artık geri sayımın başladığını söylemiştim Mete'nin odada. Eve geldikten sonra da bu kısa şokun amcaya asıl ölüm geldiğinde Ali'nin acısını daha kolay atmasını sağlayacağını düşünmüştüm. Yanlış hesapladığım ya da kestiremediğim şey şu oldu. Akşam gelen emsajla amcanın öldüğünü öğrendim. Bir kez daha. Allah rahmet eylesin. Tesadüfi ya da gerçek olarak geçmiştecrübelerimin doğrulanması canımı sıktı. Keşke amca altı ay daha yaşasaydı. Ben de hakkaten bazen böyle sürpriz de oluyormuş deseydim. Diyemedim.
Hay ağzına tükürdüğümün tecrübeleri ve yaş almaları. Yaşlanmak yerine yaş almayı kullanmayı sevmesem de burada doğru kullanım bu sanki. Yaşlı değilim ama her yıl başka bir hikaye gelmeye başladı çoktan. Neyse yani, işte öyle. Cenaze yarın İkindiyi müteakip. Sonra defin Karacaahmete.
Sonuç itibariyle bugün Ali'nin babası öldü. önce şaka yaptı sonra öldü. Ölüm böyle bir şey. Ve ben, maalesef ya da iyi ki, normal programıma devam ettim. Benim babam öldüğünde de çoğu kişi etmişti. Etmeliydi de. Ali adına üzgünüm ama hayatın böyle olması insanın canını sıkıyor. İnsanı rahatlatan şeyin canının sıkması da ayrı bir muamma.
Başlığa gelince. Ölümdeki bu anilik, herşeyi durdurma, altüst olma, sıradan olma ve ifade ediş şekilleri beni muazzam bir hayrete ve hayranlığa sürüklüyor. Fahireye Teyze'nin halam için "herkesi yanında mı götürdün hacer, dünya bomboş" demesi gibi fantastik bir hikaye sunuyor önüme. Bunu yamyam vahşi bir hikayeci olarak düşünmüyorum ama hasbelkader kitaplarım olduğu için Ali'nin babam ölmüş diyerek odadan on saniye içinde çıkmasını hikaye olarak düşünmem kendimden biraz tiksinmeme sebep oluyor, maçı iptal edecek kadar olgun olsak da günün eski programa uygun devam etmesi de ayrı bir şükür/nefret kafa karışıklığı konusu.
Hah, işte öyle, kendi günah çıkarmamı yapıyorum aslında. Bir derginin hikayesi gibi düşünmüyorum Ali'nin acısını. Sadece bir anlık öyle mi düşündüm sorusu beni rahatsız ediyor. Acıları hikaye olarak düşünmemek lazım sonuç itibariyle.
Öyle bir şeyler.
Bugüne dair başka şeyler de yazılabilirdi, yaşayan yaşadı, ya da bu yukardakiler de hiç yazılmayabilirdi ama "babam ölmüş" cümlesinin gücü hala sarstığı için yazayım dedim.
Öyle oldu..
Allah rahmet eylesin.