10 Kasım 2025 Pazartesi

Yazı No 55: Kulüp Başkanından Erkanına Kadar

 virgül

saha görevlisine malzemecisine kadar...

Çetin Yılmaz anlatıyor. Fenerbahçe'yi şampiyon yapan antrenör. 

Bu başarı hepimizin, diyor. 

En tepeyi işaret ediyor: Kulüp başkanından,

Sonra en dibi işaret etmesi gerekiyor.

Düşünmüyor. Teklemiyor: Erkanına kadar diyor.  ERKANINA KADAR...

Erkan hala Fenerbahçe'de, hala malzemeci. 38 yıldır takımdaymış.

Benim çirkin bir şekilde algıladığım kadar düşük değildir takımdaki konumu. Çetin Yılmaz da dediğinin daha anlaşılır olması isteğiyle söylemiştir cümleyi muhtemelen.

Fakat bu Edirne'den Kars'a dedikten sonra yok aslında Hakkari de denebilirdi Iğdır da vs gibi bir şey değil. Bu şehirlerin daha doğudayım diye kapışacaklarını sanmıyorum. Edirne'den Erzurum'a deselerdi belki, bilemedim.

Ama işte, söz ağızdan bir defa çıkıyor. Antrenörün ağzından. Ben o andan yıllar sonra duyuyorum ve Erkan için üzülüyorum.

Dip, en dip.

Hiç Erkan oldum mu acaba birinin gözünde diye düşünüyorum. Anımsamasam da ya olduysam diye bir an tedirgin oluyorum.

Haa Fenerbahçe'de malzemeci olmak kötü müdür? Bence değildir, yorucu olsa da sigortası tam yatıyordur. Maaşı fena da vermiyorlardır. Salonlar temiz, oteller temiz, bir sürü imzalı forma, akrabalar arasında bir prestij falan mutluluk da veriyordur insana.

Ama burada dediğim Erkanlık başka bir şey.

Erkan bir duygu, Erkan bir olgu, bir bulgu, bir fenomen, bir gerçek...

Dünyanın tüm Erkanları bir özürü hak ediyor bence.

Share:

7 Kasım 2025 Cuma

Yazı No 54: Yok, Böyle Düşünmemelisin

 Bugün Ali'nin babası ölmedi. En azından başta öyle olduğunu düşündük.

Halı saha maçı yapacaktık iş çıkışı. Hatta sahada oyalanmamak için odada kıyafetlerimi bile değişmiştim. Çıktım ve Fatih'i gördüm. Aslında doğal olarak maç kıyafeti yoktu. Henüz mesainin bitmesine az da olsa bir süre vardı. Şaka yapmak istedim ve hop, dedim, fatih. Ne bu hal, hazır değil misin yoksa.

Fatih yanıma geldi ve Ali'nin babası ölmüş dedi. Odadayken telefon gelmiş ve Ali hızla odadan çıkmış. Babam ölmüş, dedikten sonra.

Herkes şaşırdı, hiç kimse ne yapacağını bilemedi. Gruba mesaj attım. Başsağlığı dileyip yapılacak bir şey olup olmadığını sordum Ali'ye. Hem diğerleri de öğrenecekti durumu. Sonra maçı iptal ettik. Kararsız oturduk Mete'nin odada. Cenazenin Çankırı'ya mı yoksa İstanbul'a mı gömüleceğini konuştuk. Müdüre haber verildi ve müdürlük grubuna da taziye mesajı atıldı. 

Sonra Harun geldi. Biraz heyecanlı, biraz şaşkın, biraz mutlu. Ölmemiş dedi, annesi panik yapıp baban öldü demiş. Zaten kanser hastası olduğundan kimse de şaşırmamıştı Ali dahil. Herkes kabullenmişti. Yine de sevindik. Oh, dedik. Maçı yine de iptal ettik ama ölmemişti adam, biraz daha yaşayacaktı. 

Çok değilse de geçmiş ölüm tecrübelerimden bunun yine de kısa süreceğini artık geri sayımın başladığını söylemiştim Mete'nin odada. Eve geldikten sonra da bu kısa şokun amcaya asıl ölüm geldiğinde Ali'nin acısını daha kolay atmasını sağlayacağını düşünmüştüm. Yanlış hesapladığım ya da kestiremediğim şey şu oldu. Akşam gelen emsajla amcanın öldüğünü öğrendim. Bir kez daha. Allah rahmet eylesin. Tesadüfi ya da gerçek olarak geçmiştecrübelerimin doğrulanması canımı sıktı. Keşke amca altı ay daha yaşasaydı. Ben de hakkaten bazen böyle sürpriz de oluyormuş deseydim. Diyemedim. 

Hay ağzına tükürdüğümün tecrübeleri ve yaş almaları. Yaşlanmak yerine yaş almayı kullanmayı sevmesem de burada doğru kullanım bu sanki. Yaşlı değilim ama her yıl başka bir hikaye gelmeye başladı çoktan. Neyse yani, işte öyle. Cenaze yarın İkindiyi müteakip. Sonra defin Karacaahmete. 

Sonuç itibariyle bugün Ali'nin babası öldü. önce şaka yaptı sonra öldü. Ölüm böyle bir şey. Ve ben, maalesef ya da iyi ki, normal programıma devam ettim. Benim babam öldüğünde de çoğu kişi etmişti. Etmeliydi de. Ali adına üzgünüm ama hayatın böyle olması insanın canını sıkıyor. İnsanı rahatlatan şeyin canının sıkması da ayrı bir muamma.

Başlığa gelince. Ölümdeki bu anilik, herşeyi durdurma, altüst olma, sıradan olma ve ifade ediş şekilleri beni muazzam bir hayrete ve hayranlığa sürüklüyor. Fahireye Teyze'nin halam için "herkesi yanında mı götürdün hacer, dünya bomboş" demesi gibi fantastik bir hikaye sunuyor önüme. Bunu yamyam vahşi bir hikayeci olarak düşünmüyorum ama hasbelkader kitaplarım olduğu için Ali'nin babam ölmüş diyerek odadan on saniye içinde çıkmasını hikaye olarak düşünmem kendimden biraz tiksinmeme sebep oluyor, maçı iptal edecek kadar olgun olsak da günün eski programa uygun devam etmesi de ayrı bir şükür/nefret kafa karışıklığı konusu. 

Hah, işte öyle, kendi günah çıkarmamı yapıyorum aslında. Bir derginin hikayesi gibi düşünmüyorum Ali'nin acısını. Sadece bir anlık öyle mi düşündüm sorusu beni rahatsız ediyor. Acıları hikaye olarak düşünmemek lazım sonuç itibariyle.

Öyle bir şeyler. 

Bugüne dair başka şeyler de yazılabilirdi, yaşayan yaşadı, ya da bu yukardakiler de hiç yazılmayabilirdi ama "babam ölmüş" cümlesinin gücü hala sarstığı için yazayım dedim. 

Öyle oldu..

Allah rahmet eylesin.

Share:

3 Kasım 2025 Pazartesi

Yazı No 53: Devam Et

 Kim kime "Devam et" der? Dolmuş duraklarındaki değnekçiler der mesela vakti gelen araç şoförüne. Ya da heyecanlı yolcular durakta kimse kalmadığını anladıkları anda içlerinde biriken sesi bir anda bırakıverirler. "Devam et kaptaaağnnn"

Neden peki? Peki neden? 

Neden çünkü...

Vakit gelmiştir. Yapılacaklar bitmiştir. Amaç bir sonraki durak ya da bir sonraki aracı doldurmaktır. Geçici de olsa ilk menzile ulaşmaktır. Beklemenin bir anlamı yoktur ya da sana zararı olmasa da başkalarını tedirgin edecektir. Kaos getirmeyecektir ama tadımızın bozulmasına da gerek yoktur Ali Rıza Bey, aman!

Halam öldü. 15 gün oldu. Beklenen bir şey değildi. Bugün ölen Fadime Hala'nın haberinden çok daha fazla şaşırtıcı oldu ölümü. Halam halasından önce öldü ve üzdü. Çok üzdü. Ölümünden önceki onbeş gün içinde arasam bir halini hatırını sorayım diye düşünmüştüm. Aramadım. Hayat gailesi diyebiliriz buna belki. Belki gevşeklik. Allah o gailelere göre hareket etmiyor maalesef. Yaz sonunda Avdaz'da kaldıktan sonra uğramıştık köydeki evine. Çok yorgundum. Bugün de burda kal demişti. Yok, demiştim halama, valla çok yorgunum. Söz baharda geldiğimde bu sefer sen de kalayım. Sonbaharı tamamlayamadı, ilk baharı hiç göremedi. İstatistiklere ve beklentilere göre ben görebilirim sanırım ilkbaharı. Görmek de isterim ama bu işlerin garantisi yok. Keşke kalsaydım demenin de anlamı yok. Bir görüşmemizde guzum demişti, anlatayım da yaz benim hayat hikayemi. İnşallah halam demiştim, bir gün inşallah. Kafam da ölçüp biçtiğimde bir olur diyordum bir olmaz. Ne anlatacağını da ne yazabileceğimi de kestiremiyordum. Keşke anlattırsaydım, roman olmasa da kayıt olurdu. Bu üzüntünün üstüne romana dönüştürme arzum da artardı ama olmadı. Anlamsız oldu her şey.

Ben de cenaze ve sonrasında üzüldüm ağladım ve yıkılayazdım. Hacer Halam başkaydı ama Azrail'in listesinde öyle yazmıyordu anlaşılan. Devam etmek lazım dedim, genellikle çevremdeki morali bozuklara dediğim sözü bu sefer kendime söyledim. Ha deyince toparlanamasam da İzmir'e gittim balık tutmaya, dün de 15,5 k koştum. İkisinde de biraz daha enerji topladım. Haydarların toparlanmasına daha var ama onlar da toparlanacaktır.  Devam etmek zor olsa da şart galiba. En günlük gibi blog yazısı bu oldu galiba. Havada biraz ama olsun. Herhalde yazmam gerekiyordu.

Allah gidenlere rahmet eylesin.

Share: